Din Edebiyat Felsefe

Pusula ve Berhava Oluşu

Sessiz bir şekilde yuvarlanıyorum bu anlamlandıramadığım zaman diliminde. Vakit, akıp gidiyor boş işlerle. Ve yargıladığım kişilere dönüşüyorum istemsizce. Her dönüşümüm götürüyor beni daha kötüye, ben hep daha iyisini beklesem de.

Zihnimden ve kalbimden beklentileri ve hayalleri bir bir siliyorum. Gerçek hep daha da belirginleşse de bir şekilde göz önümde, ben hala geçmişe ve geleceğe takılıyorum. Aslında geleceğimin de geçmişimin de şu anda olduğunu biliyorum. Fakat bildiğim ile amel etmek yerine bilmediğim denizlere yelken açıyorum.

Çektiğim her kürek beni gerçekten uzaklaştırıyor gibi geliyor. Bazen geriye gideyim diyorum. Fakat bir o tarafa, bir bu tarafa kürek çektiğimden, çölde yolunu kaybetmiş bir şehirli misali ne edeceğimi bilmez vaziyetteymişim gibi hissediyorum.

Bana bir harita gerekli. Hayır, hayır, zaten nerede olduğumu da bilmiyorum ki! Bana en iyisi bir yön belirtici gerekli. Bu uçsuz bucaksız denizlerden kurtulup karaya varmak için ihtiyacım olan şey bir pusula.

Bu pusula beni şaşırtmamalı. Kesinlikle mutlak doğruya götürmeli. Aksi takdirde kullanmanın bir manası kalmaz. Bu pusula öyle bir pusula olmalı ki, en büyük ustanın elinden çıkmış olmalı. Her yönü bilen ve en iyi şekilde pusula dizayn edebilen.

He bir de öyle bir pusula yapmalı ki, bozulmasın. İbre bir milim yanlışı gösteriyorsa taklalara geliriz. Çünkü pusula eğer biraz hatalıysa, ona tam olarak tabi olduğumuzda asla doğruya varamayız. O yüzden kesinlikle mutlak doğruya götürmeli.

Arayışlarım sonucu vakıf olduğum bir gerçek var. Beni istediğim yere götürecek şeyi aslında biliyorum. O şeyi size açıklamadan devam ederek biraz daha gizemli kalmasını isterdim. Fakat siz zeki okurlarım çoktaan anlamışsınızdır seçilmiş olan kılavuzu.

Tabi benim kılavuzum, pusulam 3 parçadan oluşan bir bütün. Bunu biliyor muydunuz? Ne yani sadece bir şey ile mutlak doğruyu bulabileceğinizi mi sandınız? Hadi ama, aklı olan buna inanmaz.

Aha 3 parçadan biri az önce ağzımdan kaçtı. Akıl! Bizler akıl ile şereflendirilmiş canlılarız. Eğer aklımız olmasaydı, bir hayvandan farkımız olmazdı. Doğru, onu kullanmayanların bir farkı var mı? Akıl bu kılavuzun ilk parçası. Akıl olmasa diğer iki parça işe yaramaz. Zeka, yönümüzü bulmada o kadar ehemmiyetli ki, onsuz yolu aramak yerine deveye hendek atlatmayı tercih ederim. Deve hendekten atlar, akılsızlar yine de yolu bulamazlar. Doğanın kanunu böyledir.

Tahmin edebileceğiniz üzere kılavuzumuzun diğer parçası tabiat. Kainat öylesine mühim ve gerekli ki, eğer doğaya karşı bir suç işlersek onun cezasını er ya da geç alacağımızın farkındasınızdır. Doğanın işleyişi bir çok konuda bize ışık tutacaktır. Zaten bir diğer parça bizi buraya yönlendirip durur. Araştırın, görün, bilin der. Fakat ilginçtir ki insanlar onun ile bilimi engellerler.

Nedir bu? Vahiy evet vahiy. Gerek İslam, gerekse diğer kutsal öğretiler, takipçilerine; düşünmeye, akıl etmeye ve yaradılış sebebini öğrenmeye davet eder. Eğer buna teşvik etmiyorsa, zaten o doktrinin bir kutsallığı yoktur. Vahiy her şeyi bilen ve her şeye hakim olan, mutlak güç ve otoriteyi elinde barındıran tarafından insanlığa gönderilmiş mesajdır.

Bize gereken pusula bu üç parçadan oluşur. Akıl, tabiat ve vahiy. Bu üçünden biri olmazsa asla doğruyu bulamayız. Yalnızca bulduğumuzu sanarız. Ya da ararken yorgunluktan bitkin düşenler gibi doğrunun olmadığını iddia ederek saçmalar, kendisi ile çelişen bir inanca sahip oluruz.

Akıl, ibre; tabiat, pusulanın kalıbı; vahiy, kutupları gösteren yazılardır. Bu üç parçanın üçü de, diğerleri olmadan anlamsız kalır. Yazıları yazmak için kalıp gerekli, ibre ise yol gösterici. Her ne olursa olsun insan ibreye göre yönüne belirleyecektir. Vahiy; statiktir, sabittir, nettir. Akıl; dinamiktir, değişkendir, oynar durur. Tabiat; büyüktür, her şeyi kuşatır, mekanizma ondadır.

En önemli ve en sağlam hangisi olması gerekir bilmem. Fakat bildiğim onlardan birinin eksikliği diğerlerini hiç eder. Akıl yoksa ne vahyin, ne de tabiatın anlamı olur. Kainat olmadan zaten ne akıl var olur ne de vahiy. Vahiysiz olan bocalar durur, yaşamı hiçbir şekilde temellendiremez. Bunların hangisi üstün? Hiçbir fikrim yok, bunu tartışmaya da gerek yok, diyeceğim şu ki; bunlardan biri yoksa diğerlerinin bir mantığı olmayacağına hiç şüphem yok.

Şimdi ise bilmediğim denizlere yelken açmaya devam ediyorum. İleri doğru ilerliyorum. Başta attığım kürekler ile gerçekten uzaklaştığımı sanmış, şaşırmıştım. Çok şükür istediğim gibi pusula buldum ya gerisi Allah kerim.

22.12.2018


Berhava Oluşu

Tam bir yıl önce o sözler dökülmüş gönül kalemimden, şimdi ise çıkarıp attım o kalbi. Artık o kalbin pompaladığı kanı dahi istemiyorum . Hortumla tüm damalarımdaki kanı çekiyorum. İliklerine kadar sileceğim, tertemiz olacak bedenim.

Gören, “Kim bu kansız?” diyecek. Ben, benim. Onlar, “Hain! Sen değil miydin mutlak doğrunun pusulasını söyleyen? Ne oldu da saptın?” der. Aradığım o limana sağ salim vardım. Baktım ki, yağmacılar yakıp yıkmış her yeri. İskelede ki kayıklar yanmaktaydı. Onların 50 misli de denizin dibin boylamıştı.

Teknemi uzakta bıraktım ve yüzerek vardım kundaklanmış limana. Hemen önümde küçük çirkin bir kız çocuğu koşarak önümden geçti. Onu izlerken yanıma bir dilenci geldi ve para istedi. Ekmeğimi kırıp yarısını verdim. Aldı ve yüzüme fırlatıp, kaçtı.

Anlayamadığım bir dilden ezgiler geliyordu harabe bir kulübeden. Kulağımı tırmalayan bu ses yaklaştım. Önünde dört sarhoşu kavga eder gördüm. Kapıyı açtım ve yedi fahişe ile karşılaştım. Beni görünce yüzlerini örttüler ve dışarı kaçtılar.

İçeri girmeli miydim? Derken, ses kesildi. Ne olup bittiğini anlamak için içeri girdim. Yığınlar ağlaşıyordu. Aralarına daldım ve on dört asır yürüdüm. Tam ortada bir ceset. Zümrütler ve altınlarla donatılmış. Gürül gürül ırmak akıyordu altından. Altından bir kadehte selsebil sunulmuştu ona.

Şöyle bir etrafı kolaçan ettim ve kadehi çalıp kaçtım. Kalabalıkların arasına karıştım. İçkiden bir yudum aldım ve direkt tükürdüm. Kalanını da gidip cesedin üzerine döktüm. Arkasında bir kapı vardı. Kapıyı açtım, bir mahzen. Duvardan bir meşale aldım ve ışığa doğru yürüdüm, tam altı yüzyıl.

Çıkışa vardığımda yüzlerce insan bağrışıyorlardı ve ortalarında kanlar içinde sürünen uzun saçlı bir delikanlıya işkence ediyorlardı. Hemen peşlerine takıldım, bir müddet sonra çorak bir tepeye çıktık. Genç acıdan yere yığıldı, kaldırdılar ve yüzüne tükürdüler. Sonra başına dikenden bir taç geçirip, çarmıha gerdiler. Bir şeyler geveledi. Derken gök gürledi, müthiş bir zelzele bizi savurdu.

Toparlandım ve delikanlıya doğru ilerledim. Dedim, “Nedir derdin?” Cevaplamadı. Bir süre geçtikten sonra “Üç gün geçtikten sonra dirileceğim” diye haykırdı ve gözlerini kapadı. Bende o ara uykuya daldım.

Onun gözlerini ilk açışından tam iki bin yıl sonra uyandım. Ne o vardı ne de diğerleri. Üstüm başım kandı.

Mutlak doğrunun pusulası berhava olmuştu.

15 Yorum

  • I wonder what you said. Can’t you translate to English? Okay, okay. I should learn Turkish. Gorusmek uzere

  • Bir şey anladıysam orospu çocuğu olayım. İyi güzel yazmışsın da böyle değişik kelimeler, tıkır tıkır cümleler, eline sağlık ama bir bok anlamadım.

  • Merhaba Eren’cim yoksa Berhava’cım mı bilemedim 😁 İlk yazdığın yazıyı çok beğendim. İkincisi ise bayağı ağır olmuş. Şu 1400 yılı sanırım peygamberimiz, çarmıha gerilen İsa? İlginç bir yazı olmuş. Daha önce okumadığım, benzersiz bir paylaşım. Bazı hatalar mevcut. Yani anlam kaybı yaşanıyor cümlelerde. Ama acayip bir şekilde sanki bir birleri ile uyum varmış gibi. Anlayamadım. 2-3 defa okuduğum cümleler var. Biraz daha açık dil kullanmanı tavsiye ederdim ama bu senin stil nasıl olsa, kimse karışamaz. Ama sesini daha fazla insanın duymasını istiyorsan, biraz olsun açık bir dil kullan. Aslında bakacak olursak az bilinen kelimeleri pek kullanmamışsın ama günümüz metinleri bu şekilde okunmaz. Millet bu yazı türünü sıkıcı bulur. Ben seve seve okudum ama herkes ben değil bebeğim 😘
    Eline sağlık gerçek edebi bir eser olmuş 🙏🏻

    • Çok teşekkürler. Aldığım en olumlu yorumdu 🙂 Evet bir kaç yerde anlam bozukluğu var onları düzeltmeye kalktığımda, içeriğin ya temel anlam olarak ya da kafiye olarak bozulduğu için o şekilde bırakmayı tercih ettim. Kaldı ki dediğin gibi aslında onları da bir yere bağlıyor veya başka bir yerde değiniyor birbirine alıntı yapıyorum 🙂 Ağır bir dil kullandığımı düşünmüyorum. Olması gerektiği gibi. Anlamayan insanlar için yapabileceğim bir şey yok. Belirttiğin gibi edebi türde yazdım. Eser olarak görülüyorsa ne mutlu bana.

  • Başta yine saçma sapan dini şeyler diye düşündüm ama yazı stili çok iyi olduğu için hoşuma gitti okudum. 2. Kısım efsane zaten elime sağlık kardeşim. Çok parlak bir geleceğin var.

Yorum Yap