Genel

Merak: İlerlemenin İç Mimarı

Başarılı, büyük insan olarak atfettiğimiz şahsiyetlerin, diğer insanlardan ayıran en önemli özelliklerden biri, acayip meraklı bir insan olduklarıdır. Merak dürtüsü hem insanın hem de bilimin ilerlemesinin itici gücüdür. Merak etmeyen insan kendisini geliştiremez. Merak duygusu körelen insanın hayatla bağı kopar.

Öncelikle hem bir deney hem de bir anekdot olan kısa bir olayı anlatmak isitiyorum. Prof. George Loewenstein, bir grup üniversite öğrencisine bir takım sorular sorar ve sonra, bu soruların yanıtlarını kendisi verir. İkinci gruba da aynı soruları sorar. Bu sefer yanıtları vermeden önce, öğrencilerden yanıtları tahmin etmelerini ister. Öğrenciler soruların cevaplarını düşünürken, onlardan habersiz FMRI cihazıyla birinci grubu incelediği gibi onlarında zihinlerindeki frekans düzeyini ve hücreler arası sinyal alışverişini denetler.

Birinci gruptaki öğrenciler soruların cevaplarını hemen öğrendikleri için, beyinlerinde pekte bir hareketlilik oluşmaz. Ancak ikinci gruptakilerin beyninde büyük bir hareketlilik oluşur. Zihinleri, soruyla yanıt arasındaki boşluğu doldurmak için çabalar. Bu zihin meşguliyeti, dersi daha iyi kavramalarını sağlarken; çabasız, direkt yanıt alan öğrenciler ise derse olan ilgililerini yavaş yavaş kaybederler. Bununla birlikte soruların yanıtlarını hemen öğrendikleri için hemen unuturlar. Fakat, sorunun yanıtını kendisi arayan ve merak edip konuya ilgi duyan öğrenci grubunun aldıkları cevap, hafızalarında daha uzun zaman yer kaplarken, aynı zamanda da, çabasız öğrenenlere göre daha fazla zevk alırlar. Merak insana enerji ve keyif verir.

İlerlemenin Temeli

Öğrenmenin temelinde merak dürtüsü vardır. Kişi, zihnindeki sorulara, belirsizliklere ve çelişkilere son vermek için çaba gösterirse ne olur? Araştırır, keşfeder, öğrenir. Merak, insanı insanlığa iter. Gelişmiş bireylerin, en büyük sebebi içlerinden gelen itici güç, “self motivation” kendinden gelen motivasyondur. Bireyin dışarıdan aldığı motivasyondan çok daha etkili olan bu içsel arzu, insanı uzaya çıkardı, atomu parçalattı ve tekerleği icat ettirdi.

İnsanlık tarihindeki bütün keşifler ve buluşlar merak sayesinde olmuştur. İnsanlar; gördüklerinin ötesini merak ettikleri için dünyanın yuvarlak olduğunu, güneşin neden akşamları kaybolduğunu merak ettikleri için dünyanın döndüğünü keşfetmişlerdir.

Merak olmadan bilim olmaz. Tüm yeni kavramların ve her yeni teorinin gelişmesini sağlayan insanın merak duygusudur. Albert Einstein kendinden bahsederken “Hiçbir özel yeteneğim yok; yalnızca tutkulu bir meraklıyım” demiştir.

Bizim kültürümüz maalesef, merağı öven bir kültür değil. Bildiğim kadarıyla merakı öven hiç bir atasözümüz, hiç bir deyimimiz yok. Aksine çoğunluk, merakın gereksiz olduğunu düşünür ve çocuklarına fazla meraklı olmamasını öğütler. Örneğin, “Fazla merak, kulağa çomak 🙂 ” ya da “İnsanın başına ne gelirse ya meraktan ya ….” Türk Kültüründe genel kanı, merakın insanın başına kötü işler açacağı yönündedir. Bundan dolayıda yüzyıllardır, bu coğrafya da bilinen bilim insanlarının sayısı bir elin beş parmağını geçmeyecek şekildedir.

Merak Dürtüsü

Çocukların evde çekmeceleri açmasını engelleyen, değişik eşyaları keşfetme isteğini yaramazlık olarak gören, sorularını cevaplamaktan bıkan sorunlu sorumsuz anne babalar, onların içindeki merak arzusunu köreltir yani öğrenmelerini ve ilerlemelerini engellemektedir. Oysa merak çocuğun zihinsel gelişiminin itici gücüdür.

Çocuklarımızın zihinsel gelişimini başarılı olmasını istiyorsanız ne yapmalısınız? Onların merak duygularını daha da artırmak için çaba sarf etmektir. İçlerinde zaten var olan bu dürtüyü kışkırtmak, onların fikirlerini yargılamadan dinlemek ve düşüncelerini eyleme dökmeleri, meraklarını tatmin etmeleri için onlara destek olmaktır.

Buna örnek olarak gelişmiş bir ebeveyn, çocuk sahibi olduğunda gittiği markette hangi çikolatayı alsam ve fazla kalori almasam diye düşünürken çikolata reyonunda didik didik tatlı zehirleri içeren paketleri okumak yerine, dergilerin, kitapların bulunduğu reyonda vakit geçirmelidir.

Çocuklar için özel olarak hazırlanmış dergileri görünce, tam çocuğu ona baktığı sırada, numaracıktan yüzünde şaşkın ifadesiyle “waaow, vay canına” gibi şaşırma ses efektleri verebilir, kitaba ilgi gösterdiğini çocuğa belli ederek çocuğu dergiye karşı merak ettirebilir. Kitap ve dergi okumasını, bilim ve felsefeyi takip etmesini çok küçük yaşlarda ona aşılayabilirsiniz. Geleceğin bilim insanları ve insanlığa katkı sağlayabilecek başarılı araştırmacılara dönüştürebilirsiniz.

Merak Güçtür

Araştırmalar başarılı insanların, merak dürtülerini sürekli canlı tutmayı bilen insanlar olduğunu kanıtlar. New York Times köşe yazarı Adam Bryant, yetmiş CEO’yla yaptığı araştırmada, bu liderlerin tamamının tutku derecesinde meraklı olduklarını gözlemler. Bryant’a göre, başarılı CEO’lar, sanıldığının aksine, her şeyi bilen, çok bilmiş görünen insanlar değil, onların hiçbir şeyi olduğu gibi kabul etmeyen, tıpkı bir çocuğun öğrenme merakıyla konunun hakimine sorular soran, her şeyin neden ve nasıl olduğunu sorgulayan meraklı insanlardır.

Kimi insanların çok meraklı, kimilerininse az meraklı olduğu doğrudur. Ama aslında herkes dünyaya geldiğinde, bir merak dürtüsüne sahiptir. Hepimiz sonsuz bir merakla doğarız. “Acaba dünya da ne olacak? Şu su dolu balonun dışında ne var? Bu hortumdan bana verilen besinler GDO’lu mu?” Tabi bu kadar komplike sorular sormayız. Bebekleri, küçük çocukları bir gözlemleyin. Ne kadar meraklı olduğunu göreceksiniz. Hepsi acayip meraklıdır.

Bizde öyleydik. Sonra ne oldu? Hem ailede hem de okullarda aldığımız ezberci eğitimle, zaman içinde bu merak dürtümüzü yitiririz. Sorgulayan ve araştıran insanların kafalarına vurur, onlara “bu kadar derine inme” diye telkinler vererek ilerlemeyi, gelişmeyi engelleriz. Yahut bazılarının sorgulayarak edindiği bir takım sonuçları aşağılar, “sorgulamak, araştırmak güzel şey, ama” diyerek sorgulamanın ve araştırmanın sonucu elde edilmiş bilgiyi, körü körüne takip edilen söylentiye uzak olduğu için reddederiz.

Elbette bunu biz yapmayız 🙂 Öyle değil mi? Yapanlar hep başkalarıdır. Bilmiyorum, belki de cidden diğerleridir. Ama biz yinede kendimizi gözlemleyelim. Öğrendiklerimizi çevremiz ile paylaşarak onlara da merak dürtüsünü araştıralım. Neden dünyanın en gizemli ve önemli keşiflerini yapacak insanlardan biri de biz olmayalım ki? Buna engel olan ne? Bir konuyu merak ettiğiniz zaman peşinden gidin. Göreceksiniz gelişim arkanızdan gelecektir. Karşınıza ise bir çok engel çıkacaktır. Ama o engelleri aştığınızda mutlaka karşılığını alacaksınız.

Çocuklar tıpkı bilim insanlarının sordukları gibi, kolay kolay cevaplanamayacak sorular da sorarlar. Ama onların bu merak dürtülerini, içinde bulundukları çevre bu davranışı baskılayarak, köreltir. Çocuklar zamanla özgünlüklerini kaybederek yetişkinler gibi sıradanlaşırlar. Merak etme içgüdülerinin bastırılması; çevrelerine uymaya, sorgulamamaya, fazla kurcalamamaya, “başımıza icat çıkarmamaya” ve yalnızca kendilerinden beklenileni yapmaya başlarlar. Uyum dürtüsü, merak dürtüsünü bastırarak, düşünüşü yozlaştırır. Yenliğe ve farklılığa olan arzu ve keşif için gereken motivasyon ve enerji zamanla kaybolur.

Kişiler’de ve Kurumlar’da Merak

İnsanların da kurumların da ilerlemesinin kökeninde merak duygusu vardır. Merak duygusu körelmiş şirketlerin sorunları çözmesi, yeni yöntemler geliştirmesi ve kendilerini yenileyerek güncel kalmaları mümkün değildir. Bundan dolayıdır ki, gelişen şirketler yatırım bütçesinin en büyük kısmını AR-GE’ye ayırırken, ayırmayan ise yavaş gözden düşmeye, piyasadan silinmeye başlar.

Bir şirketin, inovatif çözümler üretmesini sağlayan ve ileriye götüren, o şirkette hakim olan öğrenme arzusudur. Yaptıkları işin her aşamasının nasıl daha iyi yapılacağını, sorunların nasıl çözüleceğini, kaynakların nasıl daha iyi kullanılacağını, nasıl daha verimli olacağını araştıran şirketlerin ortak paydası, o şirketlerdeki merak iklimidir. “Şu şöyle olur mu? Neden böyle olmasın?” sorularıyla projelerini geliştirenler, gelecekte de var olabilecek şirketlerdir.

Bireysel hayatımızda da merak duygusu bizi hayata bağlar. Ama merak dürtüsünün de seviyeleri vardır. Sadece insanların ne yaptıklarıyla ilgilenmek insanı,  dedikodu ve magazin dünyasıyla sınırlar. Çevremizdeki insanlara ve olaylara meraklı olmamız elbette sağlıklı bir davranıştır ama merak dürtüsünün sadece bununla sınırlı olması, bizi yüzeysel bir insan yapar. Olması gereken, merakımızı insanlardan ve olaylardan daha üst bir seviye çıkarmak ve yeni şeyleri, yeni yerleri, farklı kültürleri, farklı fikirleri, farklı düşünceleri ve uygulamaları öğrenmek için çaba göstermektir.

Türkiye’de Merak

Az önce de belirttiğim gibi, insanın içindeki merak duygusu aslında olağan üstü düzeydedir. Ve aslında hala içimizde ne kadarda bastırılmış ve prangalara vurulmuş olsa da, onun zincirlerini kırarak dışarı çıkarabiliriz. Örnek vermek gerekirse, bizim evimize Hollanda’dan yıllardır görmediğimiz akrabalarımız gelmişti. Güzel güzel sohbet ediyorduk. Eniştem yaşadığı gerçekten ilginç bir olayı anlatıyor ve hepimiz pür dikkat onu dinliyorduk.

O sıra da dışarıdan 3 insanın bağırışları ile irkildik hepimiz. Birbirlerine hakaretler eden, bağıran iki kişi ve onları susturmaya çalışan, “herkes bizi dinliyor sessiz olun” diye ironik bir şekilde bağıran dayıya bakmaya çıktık hepimiz. Evde heyecanlı bir konu esnasında 3 kişi balkona çıktık. Bizim dışımızda 10 kişi cama kafasını dayamış olan biteni seyrediyordu. Tartışanlar gittiklerinde bizimkiler yaklaşık 10 dakika o konu üzerine, yarım saatte benzer yaşanan konuları konuşmasına vesile olan bir olay olmuştu.

Merakı Yönlendir

Toplumumuzda kim ne yapmış, kim kiminle yatmış, ne demiş, nasıl giyinmiş diye , dedikodu yapmak yerine bir ilim-bilim, üzerine yoğunlaşsak, kişilere olan merakımızı, fikirlere aktarsak milletçek ülkenin münhasır medeniyetler seviyesine yükseliriz. Kaliteli insan işiyle, boş insan işi ile uğraşır.

İnsanın magazin içerikli olaylara bitmek bilmeyen merakını daha çok yaşam standartlarını yükseltmeye odaklanarak, faydalı projelere akıl yorarak harcayabiliriz. Bize hiçbir yararı olmayan ve gerçekleşmeyecek hayallere kafa yormak yerine, kendimize ve toplumumuza yararı olacak işler için aklı çalıştırabiliriz. Kafanın içerisindeki aklı hakkıyla kullanmadıktan sonra onun hayvan kellesinden farkı nedir ki?

Bize bahşedilmiş aklı ve fıtratımızda var olan merağı kullanarak hayırlarda yarışamaz mıyız? Merak, zihinsel faaliyetimizin kalitesini artırır. Keşfetme ve öğrenme isteği, insanı şarj eder. Merak dürtüsü insanı hayata bağlar. İnsan merakı sayesinde öğrenir, geliştirir; keşfeder, buluşlar yapar ve ilerler. İnsanlığın gelişmesinin temeli, benim tabirimle ilerlemenin iç mimarı, merak.

Yazar: Berhava

2 Yorum

  • Hahaha “Fazla merak, kulağa çomak 🙂 ” ya da “İnsanın başına ne gelirse ya meraktan ya ….” yarıldım buna .asçdföas:DÇÖFasdf

Yorum Yap