Edebiyat

Ak Kısrak

Dumanlı dağların önünde, esenlikle kıyıya gelen dalgaların son köpürüşleri; dört nala koşan, bembeyaz kısrağa şevk veriyordu. Dalga dalga olan süt beyazı yeleleri, savrulan rüzgar demetleri ile adeta dans ediyordu. Atları prangalayan, o zincir yularlar, onları köleye çeviren altın semerler tanrının lütufta bulunduğu kısrakta yoktu. Özgürlüğün tadını çıkarıyor, dilediği gibi, dilediği yere koşuşturuyordu, anadan doğma çıplak ak kısrak.

İçine çektiği her nefeste anıları depreşiyordu. Attığı her depar, güçlü bacaklarındaki kaslarda ne kadar lif varsa her birini bir bir koparıyordu, daha kuvvetlileri için. İçindeki, muazzam güçteki enerjiyi kusuyordu. Bir yere yetişmek için değil, yalnızca kalbinin derinliklerden gelen, “Hadi, ileri!” sesine kulak veriyordu. Sanki var olmanın karşı konulmaz hafifliğini hissediyor gibiydi, kayıtsızca koşuşturan ak kısrak.

5 Yorum

Yorum Yap